Film Önerileri (15-31 Mart 2011)
15 Mart 2011 Yazan Dvd Collector
Kategori Aksiyon, Filmler
Mart ayının ortasına geldiğimiz bu günlerde hangi filmler izlenmeli? Sinemalarda hangi filmler vizyona girdi? Hangi filmler vizyona girecek? İşte tüm bu soruların cevabı ”Film Önerileri” yazı dizimin üçüncüsünde. Aslında ”Film Önerileri” projeme ilk başladığımda haftalık olarak güncel önerilerde bulunmayı amaçlamıştım ancak yoğun okul temposu arasında pek fırsat bulamadım ve 4 ay geçtikten sonra sadece üçüncü yazıyı yazıyorum. Neyse fazla uzatmadan hemen geçtiğimiz haftalarda vizyona giren filmlere bir göz atalım;
2 hafta önce vizyona giren Orhan Kemal‘in başyapıtı ’72. Koğuş’ insan haysiyetinin düşebileceği en dipsiz kuyunun hikayesini ele alıyor. Murat Saraçoğlu’nun yönettiği filmde Hülya Avşar, Yavuz Bingöl, Bülent Şakrak ve Kerem Alışık gibi oyuncular rol alıyor. İzleyenlerden geçer not alan bu film izlenebilecek filmlerden ilki. 2 hafta önce vizyona giren diğer bir film ise Winter’s Bone / Gerçeğin Parçaları. Oscar adayı bu filmin konusu ise şöyle: ”Alabama‘nın küçük bir kasabasında hayatını sürdürmeye çalışan 17 yaşındaki Ree Dolly, kendisinden yaşça küçük iki kardeşine ve hasta annelerine bakmak zorundadır. Ruhsal bir çöküntü içinde olan annesinin o hale gelmesinde uyuşturucu bağımlısı babasının rolü çok büyüktür. Methamphetamin bağımlısı olan babası onları terk etmiştir. Ama Ree onu bulmaya ve ailesini yeniden bir araya getirmeye karar verir.” Jennifer Lawrence‘a Oscar adaylığı getiren bu filmde izleyebileceğiniz yapımlardan biri. The Adjustment Bureau / Kader Ajanları filmi de diğer bir izlemeye değer filmlerden. Matt Damon’ın başrolünde oynadığı yapımda Emily Blunt da rol alıyor. ”Politikacı ve balerin arasındaki aşk hikayesinde gizemli olaylar gerçekleştir. İkisinin bir araya gelmesini istemeyen gizemli güçler onları ayrımak için her şeyi yapacaklardır. Acaba başarılı olabilecekler midir?” konulu filmin yönetmenlik koltuğunda ise George Nolfi oturuyor. Animasyon severler için şu sıralar vizyonda olan Rango, başarılı yönetmen Gore Verbinski imzası taşıyor. Filmi seslendirenler arasında usta oyuncu Johnny Depp de var.
Geçtiğimiz hafta gösterime giren filmler arasında izleyicilerden tam not alan Gölgeler Ve Suretler sinema salonlarında sizleri bekliyor. Yalnız bir hatırlatma yapalım Gölgeler Ve Suretler sadece birkaç ilde gösterime girmil durumda. Film bir akrabalığım olmayan Derviş Zaim imzası taşıyor. 2010 yılının iddialı filmlerinden biri olan ve tam 4 dalda Oscar adayı olan The Kids Are All Right / İki Kadın Bir Erkek oldukça kaliteli kadrosuyla kaçırılmaması gereken filmlerin belki de başında geliyor. Annette Bening, Julianne Moore ve Mark Ruffalo gibi çok iyi oyuncuların başrollerini paylaştığı filmin konusu: ”Lezbiyen bir çift olan Nic ve Jules, yapay döllenme ile çocuk sahibi olmuşlardır, hem de iki kere. Çocuklar ergenliğe girdiklerinde gerçek babaları ile tanışmak isterler. Paul adındaki donör onların babalarıdır ve çocuklar Paul‘ü anneleri ile tanıştırmak ister. Paul‘ün gelmesi aile düzenini değiştirecek ve yepyeni bir aile tanımının yapılmasına yol açacaktır.”
18 Mart 2011‘de gösterime girecek filmlerden ilki olan Battle: Los Angeles / Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı aksiyon ve bilim-kurgu severler için doğru film gibi görünüyor. Ama benim asıl beklediğim film hangisi diye sorarsanız, size Limitless / Limit Yok cevabını veririm. Çünkü bana göre tüm zamanların en iyi aktörü olan Robert De Niro filmin başrollerinden birini canlandırıyor. Diğer başrol oyuncusu ise Bradley Cooper. Gerilim ve macera türünde olan bu yapımın konusu ise şöyle: ”Ya bir hap sizi daha zengin ve daha güçlü kılabilseydi? Eddie (Bradley Cooper) perişan halde yaşayan New York‘lu bir yazardır. Ancak günün birinde beyninin tüm kapasitesini kullanabileceği bir ilaçla tanışır. Bu sayede paraya, akla, çekiciliğe sahip olur. Fakat Eddie kısa bir süre sonra sonsuz güce bedelsiz sahip olunamayacağını anlar.” Yine 18 Mart’ta gösterime girecek diğer izlenebilir filmler şöyle; Barney’s Version / Benim Hikayem ve No Strings Attached / Bağlanmak Yok.
25 Mart 2011‘de gösterime girecek filmlerden benim izlemeyedeğer gördüğüm tek film Kaybedenler Kulübü! Nejat İşler, Yiğit Özşener ve Ahu Türkpençe‘nin başrollerini paylaştığı film Türk sinemaseverlerin merakla beklediği filmlerden biri de aynı zamanda. Yabancı yapımlar arasından ise I Am Number Four, Four Lions, Drive Angry 3D ve Just Go With It izlenebilir ama yüksek beklentilerle izlenmemeli bu filmler. Çünkü yabancı sitelerden incelediğim kadarıyla çok da iyi puanlar almamışlar ama ne izlesem diye karar veremeyenler için vakit geçirmek adına izlenebilecek filmler.
Elimden geldiği kadarıyla yine mart ayının 2. yarısında izlenmesi gereken ya da izlenebilecek filmleri yazmaya çalıştım. Bu ay sinema adına çok da hatırlanacak bir ay olmasa da yine de hatrı sayılacak güzellikte filmler var. Hepinize güzel ve sinema dolu günler diliyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Yorumlarınızla siz de tavsiyelerinizi yazabilirsiniz, hoşça kalın…
2011 Oscar Kazananları Listesi
28 Şubat 2011 Yazan Dvd Collector
Kategori Aksiyon, Filmler
Tam olarak 6 saat süren muhteşem bir gecenin ardından işte 2010 yılının en iyileri;
- En İyi Film: The King’s Speech (2010)
- En İyi Yönetmen: Tom Hooper / The King’s Speech (2010)
- En İyi Erkek Oyuncu: Colin Firth / The King’s Speech (2010)
- En İyi Kadın Oyuncu: Natalie Portman / Black Swan (2010)
- En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christian Bale / The Fighter (2010)
- En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Melissa Leo / The Fighter (2010)
- En İyi Özgün Senaryo: The King’s Speech (2010)
- En İyi Uyarlama Senaryo: The Social Network (2010)
- En İyi Yabancı Film: Hævnen (2010)
- En İyi Animasyon: Toy Story 3 (2010)
- En İyi Kısa Animasyon: The Lost Thing (2010)
- En İyi Özgün Şarkı: Toy Story 3 (2010) – Randy Newman (“We Belong Together”)
- En İyi Kurgu: The Social Network (2010)
- En İyi Görüntü Efekti: Inception (2010)
- En İyi Belgesel: Inside Job (2010)
- En İyi Kısa Film: God of Love (2010)
- En İyi Kısa Belgesel: Strangers No More (2010)
- En İyi Kostüm Tasarımı: Alice in Wonderland (2010)
- En İyi Makyaj: The Wolfman (2010)
- En İyi Ses Kurgusu: Inception (2010)
- En İyi Ses Mixing: Inception (2010)
- En İyi Müzik: The Social Network (2010)
- En İyi Sinematografi: Inception (2010)
- En İyi Sanat Yönetimi: Alice in Wonderland (2010)
Film Önerileri (9-28 Şubat 2011)
09 Şubat 2011 Yazan Dvd Collector
Kategori Aksiyon, Filmler
Şubat ayında hangi filmlere gideceksiniz? Şubat ayı için film önerilerimi dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum;
Öncelikle vizyondaki filmlerden başlayalım. 1 hafta önce vizyona giren Tron Efsanesi (Tron: Legacy) ve Biutiful sinemada izlemeye değer yabancı yapımlardan bazıları. Ancak bir uyarıda bulunmakta fayda var. Tron Efsanesi filmi, 1982 yapımı Tron filminin devam filmidir. Yani ilk filmi izlemeyenler için pek tavsiye etmiyorum Tron Efsanesi‘ni. Ancak 3 boyutlu film zevki isteyenler, kaçırmasın derim. Biutiful ise En İyi Erkek Oyuncu (Javier Bardem) ve En İyi Yabancı Film (Alejandro González Iñárritu) dallarında Oscar adayı oldu. Yani kaçırılmaması gereken bir diğer yapım da Biutiful!
Ben izleyicisi olmasam da Türkiye‘de çok büyük bir hayran kitlesine sahip TV dizisi Kurtlar Vadisi‘nin beyazperdeye aktarılan yeni filmi Kurtlar Vadisi: Filistin de sinemaseverleri bekliyor. KV hayranları için tavsiyem bu filmi sinemada izleyin.
Bu hafta vizyona giren filmler arasında ise izlemeye değer tek film Aşk Tesadüfleri Sever! 2 çocukluk aşkının tesadüf eseri tekrar buluşmalarının romantik ve bir o kadar da hüzünlü hikayesini konu alan film, kaliteli oyuncu kadrosu ve güzel müzikleriyle dikkat çekiyor. Senaryosu için ”Çok klişe!” dense de bence, Amores Perros ve Crash kadar klişe bir film ki bu 2 film en sevdiğim filmler arasındaki yerlerini uzun zamandır koruyorlar. Yani Türk sineması için umut veren bir yapım Aşk Tesadüfleri Sever! Bu arada Aşk Tesadüfleri Sever filmini beğendiyseniz hiç vakit kaybetmeden şu filmleri de izleyin: Amores Perros, Crash, Sliding Doors ve Jeux D’efants!
Önümüzdeki haftalarda gösterime girecek filmlere bakarsak; Dövüşçü (The Fighter) 11 Şubat 2011′de gösterime girecek ve benim de merakla beklediğim 7 dalda Oscar adayı bir film. Başrollerinde Mark Wahlberg, Christian Bale ve Amy Adams‘ın oynadığı filmin yönetmenlik koltuğunda David O. Russell oturuyor. 18 Şubat 2011‘de ise tam anlamıyla bir sinema şöleni yaşanacak. Bu yılın en iddialı filmlerinin aynı anda gösterimde olacağı bir haftanın ilk günü 18 Şubat! Gösterime giren filmler şöyle; 127 Saat (127 Hours), Zoraki Kral (The King’s Speech) ve yerli yapım Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak! Milyoner ve Trainspotting filmlerinin yönetmeni Danny Boyle‘un son filmi olan 127 Saat, tam 6 dalda Oscar adayı oldu. Akademi Ödülleri’nin bu yıl en çok dalda aday gösterdiği Zoraki Kral ise tam 12 dalda Oscar adayı oldu. Bu 2 film de sadece şubat ayının değil, 2011′in kaçırılmayacak filmlerinden. İsmail Hacıoğlu’nun başrolünde oynadığı Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak ise sadece İsmail Hacıoğlu için bile gidilebilecek bir filme benziyor.
25 Şubat 2011‘de de şubat ayına güzel bir kapanış yapacak 2 muhteşem film daha vizyona girecek. Natalie Portman‘ın başrolünde oynadığı ve 5 dalda Oscar adayı olan Darren Aronofsky‘ın son filmi Siyah Kuğu (Black Swan) ile Jeff Bridges, Matt Damon ve Josh Brolin‘in başrollerini paylaştığı, tam 10 dalda Oscar adayı olan Ethan Coen ve Joel Coen kardeşlerin son filmi İz Peşinde (True Grit). Yerli yapım olarak da Özcan Deniz‘in hem yazıp, hem yönetip hem de oynadığı aşk filmi Ya Sonra‘yı izleyebilirsiniz.
Evet 2011 yılının şubat ayı film önerileri bunlar. Sevgililer Günü‘nün de olması nedeniyle aşk filmlerinin ağırlıkta olduğu bir ay şubat ayı. Ama sinemaseverler için oldukça doyurucu, kaliteli filmleri de barındırıyor. Bol sinemalı ve eğlenceli günler…
The Lord of the Rings Trilogy (2001-2003)
İyilikle kötülüğün en büyük savaşı, dünyayı bekleyen karanlık son ve umudunu hiç kaybetmeyenlerin hikayesi. 682 dakikalık muhteşem Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi’nin en geniş kapsamlı eleştirisi.
J.R.R. Tolkien’in aynı adlı romanından uyarlanan serinin ilk filmi: The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring (Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği) Aralık 2001′de gösterime girdi ve tüm zamanların en çok izlenen filmlerinden biri oldu. Filmi bu kadar başarı kılan şüphesiz muhteşem senaryosu ve görselliğiydi. Peter Jackson’ın yönetmenlik koltuğuna oturduğu film tam 13 dalda Oscar adayı oldu ve tam 4 tanesini kazandı. Muhteşem destansı hikayenin başladığı film genel olarak Tek Yüzük’ü yok etmek üzere yola çıkan 9 arkadaşın hikayesini anlatıyor gibi görünse de aslında altında tüm insani duygulara dokunan bir konuyu ele alıyor. Filmin en başına gidecek olursak bizi muhteşem bir müzikle karşılıyor Peter Jackson. Ardından Cate Blanchett’in canlandırdığı Galadriel karakterinden şu sözleri işitiyoruz;
Dünya değişti. Bunu suda hissediyorum. Toprakta hissediyorum. Havada kokusunu alıyorum. Bir zamanlar varolan kayboldu. Hatırlayanların hiçbiri artık yaşamıyor.
Herşey, Büyük Yüzükler’in yapımıyla başladı. Üçü, Elfler’e verildi. Tüm varlıklar içinde, ölümsüz, en bilge ve en adil olanlara. Yedisi, Cüce Efendiler’e. Büyük madenci ve dağ salonlarının ustalarına. Ve dokuz yüzük, insan ırkına bahşedildi. Diğer hepsinden çok iktidar isteyenlere. Çünkü, her ırka hükmedecek güç ve istek, bu yüzüklerin içine sıkıştırılmıştı. Ama hepsi aldatılmıştı. Çünkü, başka bir yüzük daha yapılmıştı. Mordor diyarında, Kıyamet Dağı’nın
ateşlerinde Karanlıklar Efendisi Sauron, gizlice, bir Asıl Yüzük dövmüştü, tüm diğerlerine hakim olması için. Ve bu yüzüğün içine, acımasızlığını, kinini dökmüştü ve tüm yaşama hükmetme arzusunu da. Hepsine hükmedecek bir ‘Tek Yüzük’.
Birer birer Orta Dünya’nın Serbest Bölgeler’i,Yüzük’ün gücüne yenik düştüler. Ama bazı direnenler de vardı. İnsanlar Ve Elfler’in Son İttifakı, Mordor ordularının üzerine yürüdü. Ve Hüküm Dağı’nın eteklerinde, Orta Dünya’nın özgürlüğü için savaştılar. Zafer yakındı. Ama Yüzük’ün gücü bozulamazdı. İşte tam o anda tüm umutlar yitmişken, kralın oğlu, Isildur, babasının kılıcını yerden aldı. Sauron, Orta Dünya’nın Özgür Halkları’nın düşmanı, yenilmişti. Yüzük, Isildur’a geçti, kötülüğü sonsuza dek yoketmesi için, bu tek şansa sahip olana. Ama, insanların yüreği kolayca baştan çıkabilir. Güç Yüzüğü de kendi iradesine sahipti. Isildur’a ihanet etti ve ölmesine neden oldu. Ve unutulmaması gereken bazı şeyler kayboldu. Tarih, efsaneye dönüştü… Efsane, masala dönüştü. Ve 2500 yıl boyunca Yüzük’ten haber alınamadı. Şans doğduğunda yeni bir taşıyıcıyı tuzağına düşürene dek. Yüzük, yaratık Gollum’a geldi ve Gollum, onu Puslu Dağlar’ın derinliklerindeki tünellere götürdü. Ve orada, Yüzük onu tüketti. Yüzük, Gollum’a anormal uzunlukta yaşam getirdi. 500 yıl boyunca, aklını zehirledi. Ve Gollum’un mağarasının karanlığında, bekledi. Dünyanın ormanlarını yeniden karanlık sarmıştı. Doğu’daki bir gölgeden çıkan söylenti isimsiz bir korkuyu fısıldıyordu. Ve Yüzük anladı ki artık onun zamanı gelmişti. Gollum’u terketti. Ama, o sırada, Yüzük’ün istemediği bir şey oldu. Hayal edilebilecek en beklenmedik yaratık tarafından bulundu. Bir Hobbit. Shire’dan, Bilbo Baggins. Çünkü yakında, zaman gelecek… Hobbitler’in herkesin kaderini şekillendireceği zaman.
Bu cümleler sonrasında izleyici nasıl bir masalın içine düştüğünü yeni yeni anlamaya başlıyor. Özellikle de kitapları okumamış benim gibi izleyicilerden şanslı olanları bu cümlelerdeki isimlere, türlere ve yerlere büyük bir merak duyarak daha da dikkatli izlemeye başlıyor. Ancak dar görüşlü bazı şanssız izleyicilerse ”Bu ne böyle ya! Saçma sapan bir film!” diyerek filmi izlemeyi bırakıyorlar. Demin bahsettiğim şanslı izleyiciler bir sonraki sahnede eşsiz güzelliğe sahip Hobbit’lerin diyarı Shire kasabasının tadına varıyorlar. Minik Hobbit’lerin büyük bir telaşı var. Yaşlı Bilbo Baggins’in 111. yaş gününü kutluyorlar. Ardından Gri Gandalf at arabasıyla köye geliyor ve onu Frodo Baggins ile karşılıyor. Büyücü Gandalf huzuru bozduğu için Shire’da pek sevilmese de havai fişek gösterileri çocuklar tarafından çok seviliyor. Gandalf, Bilbo’nun çok eski dostu. 2012′de gösterime girecek olan Hobbit filminde de anlatılacağa üzere yaklaşık olarak 50 sene kadar önce Gandalf ve Bilbo bir ejderha olayına karışmışlar. Filmde pek ayrıntıya girilmiyor bu konu hakkında. Bu yüzden bize Hobbit kitabını okumaktan ya da 2012 Aralık ayını beklemekten başka bir çare gelmiyor. Neyse filme dönecek olursak Bilbo’nun gitmekten söz ettiğini duyuyoruz ve Gandalf’a şu sözleri söylüyor;
Ben yaşlıyım, Gandalf. Göstermediğimi biliyorum, ama bunu tüm kalbimle hissetmeye başlıyorum. Kendimi incelmiş hissediyorum. Gerilmiş gibi… Çok fazla ekmeğin üzerine sıvazlanmış çok az tereyağı gibi. Tatile ihtiyacım var. Çok uzun bir tatile. Ve geri döneceğimi sanmıyorum. Aslında, istemiyorum da.
Bu kararını gece doğum günü partisinde de büyük bir sürprizle açıklayan Bilbo istemeyerek de olsa yüzüğü Frodo’ya bırakarak gidiyor. Bugüne kadar yüzükten haberi olmayan Gandalf ise yaptığı araştırmalar sonucunda o yüzüğün Sauron’un lanetli yüzüğü Tek Yüzük olduğunu anlayınca, yok edilmesi gerektiğini Frodo’ya anlatıyor. Bu sahnelerde hepimizin içini bir hüzün kaplıyor. Çünkü yüzük Sauron’un eline geçerse var olan iyilik tükenecek, karanlık egemen olacak ve dünyanın sonu gelecektir. Ancak yüzüğün öyle bir iradesi vardır ki, onu takan ya da taşıyan herkesi baştan çıkarabilir. Yüzük parmağa takıldığı anda ise Sauron’un hayalet süvarileri Nazgûl’ler tarfından fark edilir ve Sauron’a götürmek üzere yüzüğü almaya gelirler. Gandalf da ”Yüzüğü iyilik için kullanmaya kalkarım.” endişesiyle almayı reddeder. Yüzüğü Ayrık Vadi’ye götürmek üzere yola çıkması gereken isim henüz çok genç olan ve bir Hobbit olması nedeniyle dışarıdaki dünyanın kötülüğüne karşı koyamayacak küçüklükte olan Frodo’dur. Ancak Frodo, üzerine düşen görevin bilincindedir ve bu görevi büyük bir serin kanlılıkla kabul eder. Gandalf bu durumun Frodo’nun küçük omuzlarına bineceği için çok üzgündür ve bu sahnelerdeki hüznü Peter Jackson çok iyi yansıtmıştır. Frodo’nun bahçıvanı ve arkadaşı Samwise ‘Sam’ Gamgee de bu konuşmalara kulak misafiri olunca, Gandalf onu da Frodo ile birlikte gitmesi ve ona göz kulak olması için görevlendirir. 2 küçük Hobbit’e daha sonra 2 küçük Hobbit daha katılır. Peregrin ‘Pippin’ Took ve Meriadoc ‘Merry’ Brandybuck’un da katılmasıyla 4 kişilik ekip Gandalf’la buluşmak üzere yola çıkarlar. Nazgul’ların saldırısına uğrayıp zorla kaçmayı başarabilen dörtlü gittikleri bir handa Gandalf’ı bulamazlar. Çünkü Gandalf, yardım istemek için gittiği büyücülerin en üst makamındaki Ak Saruman’dan beklediği yardım göremez, aksine Saruman’ın kulesi Isengard’ın tepesinde tutsak kalır.
Yazının devamı için beklemede kalınız. Çok yakında…
Fotoğraf Galerisi:
Ucuz Dvd Film Nereden Alınır?
23 Ocak 2011 Yazan Dvd Collector
Kategori Aksiyon, Filmler
Sinema tutkunlarının en büyük ev eğlencesi dvd filmlerdir. Ev sinema sistemine sahip olun ya da olmayın bir dvd oynatıcınız varsa dvd filmleri sorunsuz bir şekilde izleyebilirsiniz. İster bilgisayardan, ister ortalama bir dvd oynatıcıdan izleyeceğiniz bu filmlerin fiyatları ise her yerde farklılık göstermektedir. Peki ama en ucuz dvd film nereden alınır?
Öncelikle filmlerin fiyatını belirleyen unsurlara bir bakalım;
1 – Filmin Popülaritesi
Eğer film popülerliği yakalamış ve sinemalada iyi gişe sonuçları elde etmişse malesef dvd’si ülkemizde epey pahalı bir fiyata satılacaktır. Bu açıdan popüler filmleri ucuza bulmak çok zor olmaktadır.
2 – Dvd’nin Çıkış Tarihi
Dvd’lerin çıkış tarihi de fiyatının belirlenmesinde büyük bir rol oynamaktadır. Yeni çıkmış bir dvd film ortalama 20 TL gibi bir fiyattan satışa çıkmaktadır. Yani yeni bir film izlemek istiyorsanız, sinemalar çok daha mantıklı bir seçim olacaktır.
3 – Dvd’nin Özellikleri
Bazı dvd filmlerin özellikleri diğerlerine göre daha gelişmiş oluyor. İçlerinde barındırdıkları ”Ekstralar” ve fazladan diskler, dvd’lerin fiyatlarını eğey bir artırıyor. Öyle ki; bazı özel versiyon dvd‘ler 30 TL gibi fiyatları görebiliyor.
Peki bu kadar unsur varken ucuz ve kaliteli filmleri nasıl bulup da alacağız? İşte bu sorunun cevabını yılların verdiği deneyimle şöyle açıklayabilirim;
Büyük marketlerin dvd film reyonlarına gidin. Tezgah içinde fiyat fiyat filmler göreceksiniz. 2, 5, 8, 10, 12 TL‘ye bir sürü film bulacaksınız. Tabi ki yine kaliteli ve popüler filmler özel bir koruma içinde 10 ve 12 TL‘lik fiyatlardan satışa sunulmuş durumdadır. Ama diğer fiyat kategorisinde olanları iyice arayarak çok güzel filmler bulabilirsiniz. Örnek olarak bugüne kadar bulduğum çok iyi filmlerden bazıları;
- Requiem For A Dream (2000) – Bir Rüya İçin Ağıt –> 5 TL
- Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004) – Sil Baştan –> 5 TL
- Monster (2003) – Cani –> 5 TL
- Saw – Testere –> 5 TL
- One Flew Over the Cuckoo’s Nest (1975) – Guguk Kuşu –> 10 TL
- A Beautiful Mind (2001) – Akıl Oyunları –> 10 TL
Büyük marketler dışında kaliteli filmler bulabileceğimiz başka bir adres ise gazeteler ve dergiler. Hürriyet Gazetesi, Hürriyet Film Kulübü aracılığıyla her gün dvd filmler vermektedir ve fiyatı gazeteyle birlikte 2,25 TL‘dir. Her gün olmasa da ara sıra çok güzel filmler veren HFK‘nin bugüne kadar verdiği filmleri ve önümüzdeki günlerde vereceği filmleri görmek için web sitelerini ziyaret edebilirsiniz. Bazı sinema dergileri de bazı sayılarında hediye dvd filmler vermektedir. 2008 yılı içinde ülkemizde satışa sunulan dünyaca ünlü Empire Dergisi bu işi en iyi yapan dergiydi ancak malesef sadece 1 sene satıldı ve 2009‘da satışına son verildi. Öyle ki; 1 sayıda 2 kaliteli dvd film verdiği olmuştu ki fiyatı sadece 3 TL‘ydi. Piyasa değeri 20-40 TL arasında olan 2 filmi sadece 3 TL‘ye almak ve üstüne de öyle güzel bir dergiyi okumak çok keyifliydi ancak artık malesef böyle bir şansımız yok. Umarız gelecek günlerde tekrar ülkemizde de yayına girer Empire Dergisi. Tabi ki başka dergiler ve gazetelerde dvd film hediye ediyorlar. Posta Gazetesi ve D-Smart Dergisi gibi.
Bu seçenekler dışında müzik marketler ve kitapçılar da artık dvd film satışı yapıyorlar. D&R ve Seyhan Müzik, bu işi iyi yapan yerlerden bazıları. Ancak fiyatlar buralarda da tuzlu. Ama yine de 5 TL‘ye kalitesiz filmler bulmak mümkün. Tabi benim kalitesiz dediğime bakmayın. Sanatsal açıdan değerlendirdiğim için böyle diyorum ancak çoğu sinema izleyicisini tatmin edecek filmleri 2 ve 5 TL‘ye alabilirsiniz.
2. el dvd film piyasası çok gelişmiş olmasa da ucuz film arayıcılarına bir çare olarak beliriyor. İstanbul/Kadıköy‘deki Akmar Pasajı‘nın alt katında büyük bir 2. el dvd film arşivi satışa sunulmuş durumdadır. Ancak orada film alırken dikkat etmeniz gereken en önemli nokta dvd’lerin bölge kodlarına iyi bakmanızdır. Türkiye, 2. bölgededir ve Türkçe altyazı ve dublaj sadece 2. bölge dvd‘lerde bulunmaktadır. Ayrıca bazı oynatıcılar da sadece 2. bölge dvd filmleri oynatmaktadırlar. O dükkanda da bazı filmler 1. bölge filmlerinden. Eğer İngilizce‘nize güveniyorsanız, 1. bölge filmleri de tercih edebilirsiniz.
Son ucuz film kaynağı olarak, her şeyin artık en önemli noktalarından biri haline gelen şüphesiz internettir. Gittigidiyor.Com, Amazon.Com, Ebay.Com gibi alışveriş sitelerinden toplu halde ya da tek tek dvd filmler satın alabilirsiniz. Özellikle Amazon‘un İngiltere ve Almanya sitelerinden çok ucuza dvd filmler getirtebilirsiniz. Fırsat kampanyalarını düzenli takip ederek ucuza dvd filmler yakalayabilirsiniz.
Ucuz dvd film almanın bir diğer yolu ne kadar tasvip etmesek de korsan filmlerdir. Günümüzde 1 TL‘ye orijinalden kopyalanmış, korsan dvd filmler bulunmaktadır. Filmlerin emeğine saygısızlık edilse de aslında dvd filmlerin ne kadar ucuza mal edildiğini gözler önüne sermektedir bu filmler. Yani 20 TL‘ye satılan orijinal bir filmin aslında insanları kazıklamaktan başka bir şey olmadığını göstermektedir.
Korsanın önüne geçmek için, orijinal dvd film üreticilerinin piyasaya sürdükleri dvd filmlerin fiyatlarını çok aşağıya çekmeleri gerekir. Yani yukarıda da örneğini verdiğim gibi eğer 5 TL‘ye Requiem For A Dream gibi bir film satılabiliyorsa, diğer filmler de pek ala satılabilir. Böylece korsan piyasasına akan milyonlarca TL de orijinal sektöre akar. Yani sonuçta hem izleyici, hem film yapımcıları hem de dvd film üreticileri memnun olur.
Elimden geldiğince sizlere ucuz dvd filmleri nerelerden alabileceğinizi yazdım. Ben de bir dvd koleksiyoncusu olarak başka yolları da varsa merak etmekteyim. Siz okurlarımız da yorumlarınızla katkıda bulunabilirseniz çok memnun kalırız. Ucuz dvd filmlerin tadını çıkarmanız dileğiyle…
2010′un En İyi 3 Filmi
02 Ocak 2011 Yazan Dvd Collector
Kategori Aksiyon, Filmler
2010‘u geride bıraktığımız şu günlerde, geçtiğimiz yılın en iyi 3 filmini listelemek istedim. Tabi izlemediğim filmler var ancak favori gösterilen filmlerin birçoğunu izlediğim için pek de adaletsiz bir seçim olmayacağına inanıyorum. Zaten göreceli bir liste olacağı için çok fark etmez sanırım. Neyse fazla uzatmadan listemize geçelim;
1-) Toy Story 3
Efsane serinin 3. filmi karşımıza 3 boyutlu olarak çıkmıştı. Sinemadaki insanların kimisinin gözleri doldu, kimisi çocukluğuna döndü kimisi de gülmekten yarıldı. Bütün duyguları birden yaşatan ender filmlerden biriydi Oyuncak Hikayesi 3. Yönetmenlik ve senaryo açısından da bir hayli aşmış olan film beklentileri fazlasıyla karşıladı ve ilk filmde de olduğu gibi tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olmayı başardı. Bu yüzden listemin 1 numarasında Toy Story 3/Oyuncak Hikayesi 3 var.
2-) Kick-Ass
Herkesi şaşırtan, kendine hayran bırakan başka bir film de Kick-Ass‘ti. Çizgi roman uyarlaması olan film, afişinden ve fragmanından konusu hakkında biraz ipucu verse de daha çok çocuk filmi imajı çiziyordu. Ancak bu filmi çocuk filmi diye izlemeyenlerin çok şey kaybettiğini söylemem gerekir. Başrolünde Aaron Johnson‘ın oynadığı filmde sürpriz bir isim de vardı: Nicolas Cage! Oscarlı oyuncunun yine oscarlık bir performans sergilediği filmde başka süper bir performans ise henüz 13 yaşında olan Chloe Moretz‘den gelmişti. Süper kahraman olmaya soyunan bir gencin dramatik, trajik hatta komik hikayesini mükemmel bir yönetmenlikle süsleyen Matthew Vaughn, 2012 yılında gelecek olan devam filmi Kick-Ass 2: Balls to the Wall‘un da yönetmenlik koltuğuna oturacak.
3-) Inception
Pek çoğuna göre sinemada devrim yaratan bir film Inception/Başlangıç. Christopher Nolan‘ın yaptığı hangi iş kötüydü ki Başlangıç kötü olsun? Leonardo DiCaprio‘nun başrolünde oynadığı film, izleyenleri adeta rüyalar alemine götürüp getirmişti. Filmi eğer sinemada izlediyseniz, Hans Zimmer‘ın imzasını attığı soundtrack‘ler önce kulaklarınıza, oradan da beyninize kazınmıştır. Film, işi rüyalara girip fikirleri çalmak olan kaçak bir adamın, ülkesine dönmek için son bir iş daha yapmasını konu alıyordu. Ancak bu kez yapması gereken iş biraz daha zor ve karmaşıktı. Fikir çalmak yerine, fikir yerleştirme işine soyunan Cobb, bilinçaltına söz geçirmekte bayağı bir zorlanıyordu.
Çoğu izleyiciye göre 2010‘un en iyi filmi olan Inception, bana göre 3. sırada çünkü ilk 2 film bence çok daha iyiydi. Yani Başlangıç‘ın kötü olduğundan değil, Oyuncak Hikayesi 3 ve Kick-Ass‘in çok daha iyi olduğundan listeyi bu şekilde bu yaptım. Şu sıralar herkes kafasına göre listeler hazırlıyor. DC’nin 2010 filmleri için görüşü budur. 2010′un diğer güzel ve izlenebilir filmlerini ise karışık olarak şöyle söyleyebilirim;
True Grit, Black Swan, The Social Network, Machete, Stone, Little Fockers… Türk filmlerinden ise, Av Mevsimi ve Çakal‘ı izleme fırsatı buldum. Türk sineması açısından gayet iyi filmlerdi. New York’ta Beş Minare filminden ise Türkçe dublajlı olduğu için yarıda çıkmak zorunda kalmıştım. Finalini bilmediğim için yorum yapamıyorum ancak, izlenebilecek filmlerden biri olduğunu arkadaşlarımdan duyuyorum.
Neyse, 2010 sinema açısından gayet verimli bir yıldı. Umarım 2011 yılı da aynı güzellikte hatta daha da güzel bir şekilde geçer. Sadece sinema için değil, her alanda sağlıklı ve mutlu bir yıl olması dileğiyle…
Film Önerileri (15-21 Kasım 2010)
14 Kasım 2010 Yazan Dvd Collector
Kategori Aksiyon, Filmler
Artık ”Ne izlesem?” derdine son! Her hafta sizlere film önerilerinde bulunacağım. O hafta vizyona giren kaliteli, izlemeye değer filmler ya da eski filmlerden 5 tanesini sizin seçip, kısa bir özet vererek paylaşacağım. Umarım sinema ve film sevdalıları için faydalı bir dizi olur. Evet ilk hafta için önerdiğim filmler;
1 – Saw 3D (2010) – Testere 7
Testere serisinin 7. ve son bölümü. Kafalardaki tüm soruların cevaplanacağı, efsane serinin nihayet son bulacağı film. İlk filmin yakaladığı mükemmel başarının ardından hızını alamayan yapımcılar her yıl 1 tane olmak üzere tam 7 film çektiler. Üstelik 2004‘te başlayıp 2010‘da son bulan serinin 7. filmi 3 boyutlu! Her ne kadar son son 3 film seriye yakışmasa da 7. film ”final” olduğu için bu haftanın izlenmesi tavsiye edilen filmlerinden biri. Filmin konusu ise şöyle;
Jigsaw‘un ölümcül yasası devam ederken Jigsaw‘dan kurtulan bir grup insan kendilerine yardımcı olmak için destek ararlar ve ve bu destekçilerin en başında Bobby Dagen adında Jigsaw‘dan kurtulmuş biri vardır. Bobby‘nin gizli sırlarından yeni bir terör dalgası ortaya çıkacaktır.
2 – New York’ta Beş Minare (2010)
Her ne kadar klişelerden uzak duramamış bir film olsa da Türk sineması için umut veriyor. Ortalama bir Hollywood filminden pek farkı olmayan filmin Türk filmleri içinde başarılı sayılabilmesi ise sinemamızın vahim bir durumda olduğunu gözler önüne seriyor. Benden çok önemli bir tavsiye ve uyarı! Siz siz olun filmi sakın Türkçe dublajlı izlemeyin! Arkadaşlarım tarafından alınan sinema biletinin aslında dublajlı olan seansa alındığını anladığımda malesef çok geç olmuştu. Filmin yarısında çıkmak zorunda kaldım. Bu yüzden filmin 2. yarısı hakkında pek bir bilgim yok. Ancak dublajlı hiçbir film izlememe prensibini edinmiş biri olarak daha fazla dayanamazdım. Bu yüzden filmi yarıda kesmek zorunda kaldım. Özellikle Hollywood‘lu başarılı oyuncular Danny Glover, Gina Gershon ve Robert Patrick‘i Türkçe konuşurken görmek insanı çileden çıkarttı. Orijinal diliyle Türkçe altyazılı olarak izlerseniz keyifli bir film izlemiş olacağınıza inanıyorum. En azından Haluk Bilginer gibi iyi bir aktörün oyunculuğunu görmek bile yetecektir. Filmin konusu;
Kırmızı bültenle aranan ve ismi fenomene dönüşen radikal dinci bir örgütün lideri Deccal kod adlı suçlunun Amerika’da yakalandığı bilgisi gelir. Teşkilatın en başarılı iki polisi Amerika’ya suçluyu teslim almaya giderler. Bundan sonrası kolay gibi görünür ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İstanbul, New York, Bitlis üçgeninde geçen hikaye, yakın dönemin Türkiye’sini sorgularken, 11 Eylül sonrası Amerika ve dünyanın İslam ile olan paranoyasının altını çizecektir.
3 – Ladri di biciclette (1948) – Bisiklet Hırsızları
Bu hafta 2. kez izlediğim muhteşem klasiği sizlere öneriyorum. Bir babanın çalınan ekmek teknesini geri almak için neler yapabileceğini ve ne kadar ısrarcı olabileceğini hafızlarınıza kazıyacak, sıcacık ama sonlarına yaklaştıkça buz gibi olan bir film izlemeye hazır olun. Gerçek dram filmi nasıl çekilir, göreceksiniz. Filmin yürek burkan finalinde ise gözyaşlarınıza hakim olamayabilirsiniz. Bittikten sonra sizi öyle bir durumda bırakacak ki doğru ve yanlış arasında kalacaksınız. Hak vereceksiniz ama ”Keşke!” diyeceksiniz. Neyse daha fazla ayrıntısına girmeden filmin konusuna geçelim;
Filmde Vittorio De Sica, II. Dünya Savaşı sonrası yoksul Roma atmosferi içerisinde, var olma mücadelesi veren sıradan bir işçi perspektifinden, umut, utanç ve yitiriliş üçgeni ekseninde insanlık durumunu gözler önüne sermektedir. Bir süredir işsiz olan Antonio Ricci‘nin yeni işi için aldığı ve iş için çok gerekli olan bisikleti, bir afişi yapıştırdığı sırada çalınır. Polis hırsızı kendilerinin bulmalarını söyleyince Antonio ve 10 yaşındaki oğlu Roma’yı karış karış dolaşarak bisikleti ararlar.
4 – Monsters, Inc. (2001) – Sevimli Canavarlar
Sıkı durun! Sevimli canavarlar geliyor!!! Gerçekten de çok sevimliler. Özellikle James P. “Sulley” Sullivan‘a pek bir kanınız ısınacak. Küçük Boo‘nun ise yanaklarını sıkmak isteyeceksiniz. Disney ve Pixar‘ın yarattığı şaheserlerden bir diğeri olan Sevimli Canavarlar‘ın absürt dünyası ilk başta size garip gelebilir ancak filmin ilerleyen dakikalarında kendinizi o dünyanın içinde bulacaksınız. Hala izlemediyseniz hemen izleyin. ”Ben bu klasiği daha önce izledim DC!” diyorsanız da tekrar izlememeniz için hiçbir neden yok. Canavarların tatlı dünyalarına girmek isteyenler bu haftanın tavsiye filmlerinden biri de Sevimli Canavarlar. Konusu;
Canavarlar Dünyası adlı kendilerine has bir diyarda yaşayan ve enerji toplamak için arada bir insanların bulunduğu ortamlara gelmek zorunda kalan canavarların öyküsünü anlatıyor. Geliyorlar, çünkü Canavarlar Dünyası‘nın enerji kaynağı, canavarlar tarafından korkutulan insanların attığı çığlıklar. Gerçekte kötü niyetli olmayan bu tuhaf yaratıklardan Sully günün birinde kazara küçük bir kızı da Canavarlar Dünyası‘na getirince, tek gözlü arkadaşı Mike başta olmak üzere tüm canavarlar dehşete kapılıyor. Neden mi? Çünkü Canavarlar Dünyası‘ndaki inanışa göre insanlar toksik etki yapıyorlar ve küçük kızın varlığı onlar için bir salgın hastalık tehdidi anlamına geliyor…
5 – The Hangover (2009) – Felekten Bir Gece
”Bir komedi filmi ne kadar kaliteli olabilir ki?” dediğinizi duyar gibiyim. Bana güvenin. İzlediğiniz komedilere hiç benzemiyor. Gerçekten başarılı bir iş çıkarmış yönetmen Todd Phillips. Bir sabah kalktığınızda önceki geceye ait hiçbir şey hatırlamasaydınız ne yapardınız? Üstelik pek çok şeyin eskisi gibi olmadığını fark etseydiniz cevaplarını merak ettiğiniz soruları cevaplamak için bir arayış içine girerdiniz sanırım. İşte Hangover‘ın hikayesi de buna dayanıyor. Müzikleri, dozunda mizahı, Las Vegas‘ın ışıklı dünyası ve Zach Galifianakis‘ın inanılmaz komikliğiyle bu haftanın komedisi ve eğlencesi Hangover! Filmimizin konusu ise;
Filmde arkadaşlarının düğününden iki gün önce bekarlığa veda partisi vermek için Las Vegas‘a giden dört arkadaş, sarhoş oldukları parti gecesinin sabahında odalarında bir kaplan, tavuklar ve dolapta ağlayan altı aylık bir bebek ile uyanırlar. Ayrıca damat ortada yoktur. Bir gece öncesine dair hiçbirşey hatırlamayan üç arkadaş ip uclarını takip ederek işlerin nerede kontrolden çıktığını bulmak zorundadırlar. En önemlisi de damadı bularak zamanında Los Angeles‘a düğününe yetiştirmeleri gerekmektedir.
Bu haftanın tavsiye filmlerini kendimce yazdım. Gelecek hafta görüşmek üzere, sinema ve film dolu günler…
- DVD COLLECTOR -
En İyi Film Afişleri
23 Ağustos 2010 Yazan Dvd Collector
Kategori Aksiyon, Filmler
En başarılı film afişlerini sizler için derledim. Daha çok izlediğim filmlerin afişlerini değerlendirmeye aldım. 1930‘lardan tutun da 2000‘lere kadar her dönemden bir şeyler var. Film afişleri bir filmin kaderini belirler. Sinemalarda ‘Gelecek Programlar’ bölümünde yer alan afişler, izleyiciye film hakkında ilk tanıtımlarını yapar. İzleyicinin kafasında filme karşı düşünceler şekillenmeye başlar. Eğer afiş başarılı değilse izleyici o afişi okumaz bile. Ama eğer afiş ilk görüşte izleyici bir yerden yakalamayı başarabilirse, işte o zaman o filmin geleceği çok daha farklı olur. Ayrıca bazı afişler öylesine unutulmazdır ki onları odamızın duvarlarına asarız. Aslında ben de tam bir afiş tutkunuyum. Şu anda tam 15 adet film afişi odamın duvarlarını süslüyor. Odamdan birkaç fotoğraf;
Kendi çapımda odamın duvarlarını film afişleriyle süsledim. Odama gelecek misafirlerime ne kadar sinemasever olduğumu göstermek istedim. Neyse lafı fazla uzatmadan konumuza dönelim. İşte unutulmaz filmlerin, unutulmaz afişleri;
Film Afişleri Galerisi:
Toy Story 3 (2010)

Toy Story 3 (2010)
Toy Story efsanesinin 3. filmi ”Oyuncak Hikayesi 3′‘! Animasyon teknolojisinde çağ atlayan serinin ilk filminde Woody, Buzz Lightyear ve arkadaşlarının maceraları izleyenlere pek çok duyguyu birden yaşatmıştı. Oyuncakların da duyguları olabileceğine inandırmıştı herkesi. Yeni alınan bir oyuncağın diğer oyuncaklar üzerinde yarattığı korku ve endişe hepimizi filme kilitlemişti. Woody önceleri Buzz Lightyear‘ı kıskansa da sonrasında onunla çok iyi bir dostluk ilişkisi kurmuştu. İlk filmde yaramaz komşu çocuğu Sid‘e oyuncaklara iyi davranması hakkında epeyce iyi bir ders veren kahramanlarımız ikinci filmde ise Woody‘yi kaçıran gözünü para hırsı bürümüş hırsız oyuncak koleksiyoncusu Al’in peşine düşmüşlerdi. Sonunda Woody‘i kurtarmış ve Jessie ile Bullseye‘ı da alıp sahipleri Andy‘nin odasına geri dönmüşlerdi.
3. film ise bu maceralardan tam 11 sene sonra geldi. Filmi daha iyi anlamak için koleksiyonumdan ilk 2 filmi çıkarıp izleyerek gittim 3. filme. İlk iki filmin dublajları çok başarılıydı. Bu başarı da Mehmet Ali Erbil ve Haluk Bilginer‘in çok büyük katkısı vardır. Ancak 3. film için bu ikilinin ismini hiçbir yerde göremedik. Sadece Barbie ve Ken karakterleri için Beren Saat ve Kıvanç Tatlıtuğ‘un isimleri geçiyordu afişlerde. Tahminlerimiz doğru çıktı ve Türkçe dublaj ekibinde Mehmet Ali Erbil ve Haluk Bilginer‘in olmadığını gördük. Bu yüzden filmi orijinal diliyle Türkçe altyazılı ve 3 boyutlu olarak izledim. XpanD 3D teknolojisini de böylece ilk kez test etmiş oldum. Sonuç süper! Sadece burunda biraz ağrı yapıyor o özel 3 gözlük.
Film başlamadan henüz 2 saat önce Toy Story 2‘yi izlediğim için tüm konuya hakimdim. Perdeyi tam karşıdan gören bir koltuğu seçtim ve salondaki yerimi aldım. 3 boyutlu fragmanlardan sonra Pixar‘ın 6 dakikalık özel bir animasyonu başladı. Önce bunu 3D şovu sandım ancak tüm Disney&Pixar filmlerinin öncesinde sadece sinemalarda gösteriliyormuş bu tür kısa animasyonlar. Day & Night adlı bu kısa animasyon, gece ve gündüz temasıyla izleyenlere muhteşem bir görsel şölen yaşattı.
UYARI: Yazının devamı filmle ilgili ayrıntı içermektedir. Filmi izlemeyenler lütfen bu kısmı okumayınız.
Sonunda Toy Story 3 başladı. Vahşi batıda kahramanlarımız büyük bir aksiyonun içindeydiler. O anda bunun Andy‘nin bir hayali olduğunu anladım ve nitekim öyle de oldu. Annesinin odaya girmesiyle bu hayalde son bulmuş oldu. Henüz filmin ilk dakikalarından muhteşem bir başlangıç yapan film, gelişen hikayasiyle de izleyici yer yer kahkahalara boğdu yer yer de hüzünlendirdi.
Artık Andy 17 yaşına gelmişti ve birkaç gün içinde üniversiteye gitmek üzere evi terk edecekti. Boşalan odasına da küçük kız kardeşi yerleşecekti. Yani odasını boşaltması gerekiyor ve büyük bir temizlik yapması gerekiyordu. Andy büyümenin getirmiş olduğu nedenlerle artık oyuncaklarıyla hiç oynamaz hale gelmişti. Yıllardır oynanmayan kahramanlarımız Andy onunla oynasın diye türlü türlü komikliklere kalkışıyorlardı. Ancak hepsi boşunaydı. Ve nihayet temizlik günü geldiğinde Andy‘nin bir karar vermesi gerekiyordu. Oyuncaklarını kreşe mi bağışlayacaktı? Yoksa tavan arasına mı kaldıracaktı? Andy, sadece Woody‘i üniversiteye götürmek üzere yanına aldı ve Buzz da dahil tüm oyuncaklarını çöp poşetine doldurdu. Amacı onları tavan arasına kaldırmaktı ancak çöp poşetine gören annesi Andy‘nin haberi olmadan onları çöpe attı ve olanlar oldu. Woody bunu fark edince üniversiteye gidecek olan koliden çıktı ve dostlarına yardım etmek üzere çöpe doğru koştu. Çok şükür ki dostları çöp poşetinden kaçmayı başarmışlardı ve kreşe gidecek olan koliye atlamaya karar vermişlerdi. Çünkü Andy‘nin onları çöpe attığını sanıyorlardı. Woody onları ikna etmeye çalışsa da bir türlü başarılı olamadı ve sonunda Sunnyside adlı kreşe gittiler. Talihsizlik budur ki Woody de onlarla gitmek zorunda kaldı. Woody onları tavan arasına geri dönmeleri konusunda ikna etmeye çabalarken bir yandan da eve dönüp üniversiteye gidecek olan kolinin içine girmesi gerekiyordu.
Mükemmel Bir Karşılama
Kreşte onları hiç ummadıkları kadar güzel bir karşılama bekliyordu. Lotso adlı çilek kokan yumaşacık ayının önderliğinde onlara çok sıcak bir karşılama yapıldı. Kendilerini oyuncak cennetine düşmüş gibi hisseden kahramanlarımız olayın gerçek yüzünü kreşte teneffüs bittikten sonra anladılar. Yaramaz ve çok küçük çocukların sınıfına koyulan kahramanlarımız bir gün içinde defalarca ölümle burun buruna geldiler ve o sınıftan ayrılıp diğer sınıflara gitmek için Lotso ile konuşmaya karar verdiler.
Kabus Dolu Dakikalar
Lotso‘nun aslında orayı ele geçirmiş bir mafya babası gibi bir oyuncak olduğunu öğrendiklerinde iş işten geçmişti. Buzz‘ın ayarlarıyla oynayıp hafızasını silen çete elemanları kaçmaya yeltenen kahramanlarımızı hapise gönderdiler. Oradan kaçmayı başaran Woody ise dostlarının düştüğü durumu öğrendiğinde onlara yardım etmek üzere kreşe geri döndü.
Büyük Kaçış
Oradan kaçmanın inceliklerini öğrenen Woody tüm dostlarıyla birlikte yine muhteşem bir görsel şölen eşliğinde kaçmayı başardılar. Ancak kreşten çıktıkları sırada olayı fark eden Lotso ve çetesi onları yakaladı. Lotso‘nun çöpe düşmesiyle sevinen dostlarımız Woody‘nin de çöpe düşmesiyle ve yaklaşan çöp arabasıyla dehşete kapıldılar. Woody‘i kurtarma çabaları sonucunda tüm kahramanlarımız (Barbie ve Ken hariç) çöpe düştüler. Çöp kamyonunun dibini boylayan dostlarımız büyük şehir çöplüğüne döküldüler.
Ölümle Dans
Çöplerin öğütüldüğü ve sonrasında da yakıldığı bir ortamın içinde sıkışıp kalan dostlarımız bir kez daha Lotso’nun kurnazlığına kurban gittiler ve büyük ateşin ortasına doğru kaymaya başladılar. Tüm izleyicilerin üzüldüğü hatta bazılarının ağladığı bu sahnelerde ben de gerçekten çok üzüldüm. Artık ölümden kaçamayacaklarını kabul eden kahramanlarımız birbirilerine sarılarak ölüme beklerken yukarıdan gelen kurtarıcı bir vinç sayesinde kurtuldular. Hem de vinçleri kullananlar 2. filmde Bay ve Bayan Patateskafa‘nın evlat edindikleri 3 küçük Yeşil Yaratık‘tı.
Eve Dönüş
Kreşe gitme fikrinin ne kadar yanlış bir fikir olduğunu kabul eden kahramanlarımız sonunda eve dönmek üzere yola koyuldular. Hem de yine bir çöp kamyonuyla.
Ne olursa olsun onlar hala Andy‘nin oyuncaklarıydı ve Andy onları terk etmemişti. Tavan arasına koyacaktı. Woody de üniversiteye gidecek olan koliye gireceği sırada aslında görevlerinin tavan arasında çürümeyi bekleyen oyuncaklar olduğunu değil, oyuncaklarla oynamayı hak eden küçük bir çocuğu mutlu etmek olduğunu hatırladı ve tavan arasına gidecek olan kolinin üzerine küçük tatlı bir kızın ev adresini yazdı. Kendisi de bu kolinin içine atladı.
Yeni Bir Hayat
Andy bu notu gördüğünde oyuncaklarını o kıza vermeye karar verdi ve kızın evinin yolunu tuttu. Oyuncaklarını ne kadar sevdiğini hatırlayan ve bunu o küçük kıza anlatan Andy, oyuncaklarına çok iyi bakacağı sözünü veren o tatlı kıza Woody de dahil olmak üzere tüm oyuncaklarını hediye etti.
Böylece hem üniversitenin yolunun tutan Andy için hem de kahramanlarımız için artık yeni bir hayat başlamış oldu.
Uyarının sonu.
Filmin sonunda kahramanlarımızın yeni hayatlarından sahneler gösterildi. Sunnyside Kreşi‘nde de işlerin iyiye gittiğini görmüş olduk böylece.
Zaten çocuklar için yapılmış bir filmde ne kadar kötü sahne olabilirdi ki? Kahramanlarımız ölse tüm küçük çocuklar çok üzülürdü ancak ilk 2 filmi izlemiş bizler hüngür hüngür ağlardık. İyi ki böyle mutlu bir sonla bitti. Görsel şöleniyle , senaryosuyla, önceki filmlere olan bağlılığıyla muhteşem bir devam filmiydi. Bu film üzerine aslında yapılabilecek tek yorum, ”Ey Disney&Pixar! 4. filmi 4 gözle bekliyoruz!” olmalıdır.
Filmin Künyesi:
- Yönetmen: Lee Unkrich
- Senaryo: Michael Arndt, John Lasseter, Andrew Stanton, Lee Unkrich
- Seslendirenler: Tom Hanks, Tim Allen, Joan Cusack, Ned Beatty, Don Rickles, Michael Keaton, John Morris , Jodi Benson, Wallace Shawn
- Süre: 103 dakika
Filmi puanlamaya gelirsek, bilindiği üzere filmleri puanlamada 5 ayrı kategori kullanıyorum:
- Yönetmenlik: 2/2
- Senaryo: 2/2
- Oyunculuk/Seslendirme: 2/2
- Türünde Başarı: 2/2
- İzlenebilirlik: 2/2
- Toplam Puan: 10/10
Not: Tüm eleştiri Dvd Collector‘a aittir. Lütfen kaynak belirtmeden alıntı yapmayınız.Siz de yorumlarınızla filmi eleştirebilirsiniz.
Saw VI (2009)
Özel Ajan Strahm öldü ve Dedektif Hoffman, Jigsaw ‘ ın mirasına engellenemez bir şekilde sahip çıkmakta.
Lakin , FBI ‘ ın ona yaklaşmasıyla Hoffman bir oyunu devreye koymak zorunda kalacak ve Jigsaw ‘ ın büyük planı anlaşılacak. (Bu konu test konusudur!)
| Tür : Gerilim / Korku / Gizem / Suç Yönetmen : Kevin Greutert Senaryo : Marcus Dunstan , Patrick Melton Görüntü Yönetmeni : David A. Armstrong Yapım : 2009, Kanada / ABD / İngiltere / Avustralya |
|
| Özel Ajan Strahm artık ölmüştür. Dedektif Hoffman ise Jigsaw’ın mirasını devralan yeni isim olarak ortaya çıkar. Peşindeki FBI kendisini bulmaya adım adım yaklaşınca Hoffman yeni bir oyun başlatmak zorunda kalır.Testere Serisi’nin yeni filminde 4. ve 5. filmin senaryolarını yazan Patrick Melton ve Marcus Dunstan ikilisi tekrardan senarist olarak karşımıza çıkıyorlar. Yapılan açıklamaya göre 6. film Jigsaw’ın büyük planının tamamiyle anlaşılacağı film olacak. |































































































































































































































































































